24 Mayıs 2017 Çarşamba

iNFOGRAFİK ÖZGEÇMİŞ HAZIRLAMA

(1) İş arama ve CV hazırlama süreçleri internetle birlikte hızlı bir değişim gösteriyor. CV’lerin internete girmesiyle  birlikte, Cv şekillerinde de değişiklikler başladı ve CV’ler de grafiklerle görselleşerek güzel hale geldi. Yazı ağırlıklı Cv’ler yerlerini infografiklerle birlikte renkli ve görsel Cv’lere bıraktı.
Tasarımcı ve grafiker olmadan görsel CV tasarlamak ilk başta zor görünüyordu. Bu zorluğu güzel tasarımlar yapan Online İnfografik CV araçları kolaylaştırdı. Artık siz de aşağıdaki araçları kullanarak güzel bir infografik bir Cv sahibi olabilirsiniz…
ResumeUP ile Metin CV leri görsel şölene çevirebilirsiniz. Sloganı: Görselliğe önem ver, Kendini göster. Facebook ve Linkedin hesabınızla bağlanıp Cv’nizi hazırlayabilir ve tasarlayabilirsiniz. Ayrıca hazırlanan CV, PDF veya PNG formatında da indirilebiliyor. ResumeUp’ın başka bir özelliği de işverenlerce de kullanılabiliyor. ResumeUp ile infografik olarak iş ilanı hazırlanıp yayınlayabilirsiniz.
Re.vu başka bir infografik Cv hazırlama sitesi. Görsel olarak oldukça başarılı olduğu söylenebilir. Re.vu ya da Linkedin’deki özgeçmi,ş verilerinizi aktarıp infografik Cv’nizi hazırlayabilirsiniz. Rer.vu nun başka bir özelliği de Cv ye PDF ve görüntü dosyaları eklenebilmesi. Görünüm itibari ile About.me veya kimdir.com gibi bir yapısı da var. Yani CV’nin yanında kişisel bilgi sayfası olarak da kullanılabiliyor ve sosyal medya hesap adreslerinizi de bu sayfaya ekleyebiliyorsunuz. Görsel açıdan oldukça başarılı bir araç.
Vizualize.me çok tanınan bir  infografik Cv hazırlama aracı. Vizualize.me ile Linkedin verilerinizi kullanarak infografik Cv hazırlayabilirsiniz. Kullanımı oldukça kolay ve basit. CV’de ortaya çıkarttığı görsellik oldukça güzel ve renkli. Yine sosyal medya adreslerinizi de ekleyebiliyorsunuz. Ayrıca özgeçmiş grafiklerinizin içine çalıştığınız sürece o şirkette neler yaptığınızı da ekleyebiliyorsunuz.
Kinzaa.com, bir diğer infografik Cv oluşturma aracı. Kinza’ya facebook hesabınızla da bağlanabiliyorsunuz. Yine Linkedin’den özgeçmiş verilerinizi aktarabiliyorsunuz. Kinzaa’nın diğer infografik Cv araçlarından farkı, kişilik özelliklerinizi ön plana çıkarabilmeniz  ve çalışmak isteğiniz yer ile ilgili tercihleri de girebilmeniz. Mesela büyük bir şirkette mi yoksa küçük bir şirkette mi çalışmak istediğinizi, günde kaç saat çalışmak istediğinizi ve nasıl kıyafetle çalışmak istediğinizi de belirtebiliyorsunuz. Ayrıca CV’nize video da ekleyebiliyorsunuz."

Tüm bunlara alternatif olarak renkli bir özgeçmişe sahip olmak istiyor fakat bunu zorlanmadan yapmak istiyorsanız alternatif infografik hazırlama sitesi
Pictochart ı önerebilirim size. 


Kafanızda belli bir şablon oluşturmak adına biraz ciddiyetsiz hazırladığım cv örneğini size sunabilirim

Kaynak: (1)http://www.cengizcatalkaya.com/infografik-cv-hazirlamak-icin-4-online-arac/


30 Mayıs 2015 Cumartesi

Veri Analizi Uygulama 1




Videoyu 720p  kalitesinde izleyiniz. 


MASA DÜZENİ VE KARAKTER ANALİZİ

Masanıza bir bakın. Yığınla raporlar ve karmakarışık notlarla mı dolu? Yoksa ailenizin poz verdiği fotoğraf kareleriyle mi? Belki baktığınızda sizi evinizde hissettirecek oyuncaklar var üstünde, belki de rahatlamanıza yardımcı olan kokulu objelerle sarılmış durumda. Masanızı nasıl düzenleyip tasarladığınız sizin hakkınızda tahmin edebileceğinizden çok daha fazla bilgi veriyor.
Ofis ortamlarına ve çalışma biçimlerine yönelik çeşitli araştırmalar da yapan Xerox, çalışanların karakteristik özelliklerinin çalışma masalarının üzerinde kendini gösterdiğini, ofis ortamının görüntüsünün verimliliği büyük ölçüde etkilediğini ortaya çıkarıyor. İş analistlerinin yaptığı araştırmaya göre ofislerde kullanılan renkler, çalışan masalarının düzeni, masalarda kullanılan eşyalar hem çalışanın kişiliği hem de iş yapış şekliyle ilgili ipuçları barındırıyor.
oyuncak

Oyuncakları olan yetişkin çocuklar

Çalışma alanında çeşitli biblolar, süs eşyaları ve oyuncaklar bulunduranların, içindeki çocuğu göstermekten keyif alan ve dokunmaktan hoşlanan insanlar olduğu ortaya çıkıyor. Meraklı ve koleksiyoner kişiliğiyle işinde ev ortamı yaratmaya çabalayan bu kişiler biblo ve oyuncaklarla çalışma ortamlarına duygusal olarak bağlanmak istiyor.

Az eşya yüksek verimlilik

İşine odaklanmayı seven, yüksek verimliliğe sahip, kendi kendine yeten kişiler çalışma ortamında sadeliği seviyor. Fazla eşyalı bir alanda çalışanlar ise dikkati dağınık, zamanı yönetemeyen, düzeni sevmeyen kişiler olarak değerlendiriliyor. Araştırmaya göre çok eşya bulunan ofisler verimliliği düşürüyor. Bu yüzden az eşyalı bir alanda çalışılmasının verimlilik açısından daha iyi olacağı belirtiliyor.

Özlü sözler kullananlar idealist

Etrafında ilham veren özlü sözler bulunduranlar, ilkeli olmaya ve rol modelleriyle idealist bir görüntü çizmeye çalışıyor. Bu kişiler özlü sözlerle başkalarına mesaj vermeyi seviyor ve bu sözleri bir motivasyon aracı olarak görüyor. Bu tür özlü sözleri sürekli görüş alanında tutanlar aynı zamanda işlerini eksiksiz yapmak isteyen ama hata yapmak ve eleştirilmek istemeyen kişiler.

yazi-tili

Özenli not tutanlar daha disiplinli

Kağıtlara ya da not defterlerine yazılan  küçük notların ve planlamaların özenli olup olmaması ise iş hayatına ne kadar disiplinli yaklaşıldığını anlatıyor. İşi ile ilgili çok düzenli, okunaklı not alanlar; planlı ve iş hayatını disipline etmeyi seven kişiler olarak algılanıyor. Notları düzensiz ve karalama biçiminde olanlarsa disiplini iş hayatında uygulamayan kişiler olarak gösteriliyor.

Kokulu objeler rahatlamayı sağlıyor

Çalışma ortamında çiçek, kokulu mum ve tütsü gibi objeler bulunduranlar doğayı seviyor. Bu kişiler için böyle bir ortam farklı hissetmeyi ve işlere daha iyi konsantre olmayı sağlıyor. Çiçeklerle, kokulu objelerle süslenmiş bir ofis ortamı rahatlatıcı bulunuyor.

Aile fotoğraflarıyla özel hayata vurgu

Çalışma alanında ailesinin ve arkadaşlarının fotoğraflarını bulunduran kişiler, dışarıya karşı ailesine önem verdiğini ve iş dışında da sosyal bir hayatı olduğunu düşündürmek istiyor. Aile ve arkadaş fotoğrafları koymayanlar ise özel hayatını işe taşımak istemeyen ve bu konuda muhafazakar davranan kişiler olarak değerlendiriliyor.
daginik-masa

Ertelemeyi sevenlerin masaları düzensiz

Masasında dokümanları ve eşyaları dağınık duranlar, kararlarını ve eylemlerini sürekli erteleyerek plansız çalışanlar olarak gösteriliyor. Masaları derli toplu duranlar ise hızlı karar veren, planlı çalışmayı seven ve işlerinde duygusallığa yer vermeyen kişiler olarak tanımlanıyor.

Renk tercihi de karakterin bir yansıması

Çalışanların giysilerinde ve çalışma ortamlarında tercih ettikleri her renk farklı bir karakter özelliğini temsil ediyor. Örneğin, çalışma alanında kırmızı renkli objeler bulunduran ve kırmızı giyinen kişiler hırslı, istekli ve ön planda olmak istiyor. Üzerlerinde ve masalarında mavi, yeşil ve tonlarını bulunduranlar, sakin ve soğukkanlılığını koruyabilen kişiler olarak tanımlanıyor. Bu çalışanlar iş yerinde yaşanan krizlerde en çok bulunması istenen kişiler. Çalışma alanında sarı ve turuncu gibi canlı renkli objeler tercih edenler ise son derece enerjik, kolay iletişime geçen, konuşkan ve sosyal çalışanlar. Mor ve tonlarını sevenler, duyarlılığı fazla olan işinde yaratıcı özellikleri ön plana çıkaran kişiler. Beyaz renk sadeliği seven, sonuç odaklı, planlı programlı çalışan kişilerin tercihi. Gri ve kahverengi tonlarına giysilerinde ve çalışma ortamlarında yer verenler, temkinli yapıda olan ve kendini ilk etapta kolayca ortaya koymayan kişiler. Çalışma ortamında ve kullandıkları eşyalarda siyah rengi sevenler ise özgüveni yüksek, iddialı ve kararlı yapıda oluyor.
Kaynak: Kariyer.net:Melike Çetinsaraç

28 Mayıs 2015 Perşembe

YAZI STİLİ VE KARAKTER ANALİZİ



YAZININ BÜYÜKLÜĞÜ

Bir yazıya bakar bakmaz, gözümüze çarpan ilk şey, harf ve kelimelerin iriliği ve ufaklığıdır.
İRİ YAZI : Büyük iri harflerle yazı yazan insan büyük ve muhteşem şeylere, tantana ve gösterişe meraklıdır. Mesela bir apartman katında oturmak bu insanı asla tatmin etmez. Onun gözü geniş ve ferah, çok odalı evlerde ve konaklardadır. Kendini ilgi alanının merkezi olarak görür. Cömert ve iyi kalpli olsa bile yaptığı iyilikleri etrafa yaymadan içi rahat etmez. Sesi derin, hareketleri gösterişlidir. Onun en birinci ayırt edici özelliği herkese ve her şeye gösterdiği dostluk, neşe ve cömertliktir. Bu dostluğun fazla abartılı olanından sakının, zira bu şahıslar son derece hilekar olabilirler.
VASAT BÜYÜKLÜKTE YAZI: Manen ve maddeten derli toplu, muntazam olan insanın bu huyu yazısına da akseder. Böyle kimselerin yazısı ne pek iri, ne de pek ufaktır. Kağıdın boyuna göre orantılı olduğu gibi, harfler de birbirine orantılıdır. Böyle bir insanın üstü başı gibi çalıştığı, oturduğu ve yaşadığı yer de muntazamdır. 
KÜÇÜK YAZI: Tedbirli itinalı ve dikkatli bir adamın yazısı küçük ve harfleri birbirine bitişiktir. Böyle yazı yazanlar yeni işlere atılmakta, bilmedikleri alanlarda denemeler yapmakta tereddüt ederler. Ortaya çıkmaktansa geri planda kalmayı tercih ederler. Bazen çekingen ve ürkek olurlar. Kendi kendilerinin kurdukları küçük bir dünyada yaşarlar. Övünmesini seven ve bağırıp çağıran kimselerin bu gibileri etkileri altına almaları çok kolaydır.
KISA HARFLER MUNTAZAM OLURSA: Kısa harflerden maksat, sesli harfler ve "c,ç,r,v,s" gibi boyları kısa olan harflerdir. Yazı yazarken bu kısa harfleri birbirine eşit ve aynı boyda yazan kimseler, ayrıntılara ve intizama dikkat etmeye meraklıdırlar. Böyle yazı, yazanın hayattaki basit zevkleri sevdiğini gösterir. Bu şekilde yazı yazanlar gösterişli değildirler ve göze batmazlar. Kılık kıyafetleri göze çarpmadan dikkati çekecek tiptedir. Çalışmaları sistemli hayatları muntazamdır.
KISA HARFLER MUNTAZAM DEĞİLSE: Kısa harfleri kimi, büyük, kimi küçük olarak gayrı muntazam yazan kimseler asabi ve büyük ihtimal sıhhatsiz kimselerdir. Yaradılıştan asabi mizaçlı olabilecekleri gibi sonradan da bir sinir bozukluğuna da sahip olmaları imkan dahilindedir. Hayatlarından memnun değildirler ve dayanıksız olmaları kuvvetle olasıdır.
SATIRLARIN EĞİMİ
DÜZ VE MUNTAZAM SATIRLAR: Kağıt üzerinde düz hatlar halinde uzanan ve aralarındaki aralıklar birbirine oranlı olan satırlar, yazıyı yazanın azim ve kabiliyetini gösterir. Bu adam mantıklıdır. Zevk ve başarının zirvesine tırmanmaya heves etmediği gibi hiç bir zaman yeis ve umutsuzluk uçurumuna yuvarlanmaya da niyeti yoktur. Bireyci ve hür fikirli, son derecede atılgan ve hem mali hem de sıhhi bakımdan dertsizdir.
YUKARI DOĞRU EĞİMLİ SATIRLAR: Kağıdın üzerinden yukarı doğru tırmanan yazılar hırs, iyi sıhhat ve neşe göstergesidir. Böyle yazı yazanlar kötü bir duruma boyun eğmeyi reddederler. Kolay kolay cesaretlerini kaybetmezler. Her şeyi pembe görmek çoğu zaman ellerindedir.
AŞAĞIYA DOĞRU EĞİMLİ SATIRLAR: Sayfanın aşağısına doğru eğimli satırlarla yazanın muztarip ve ümitsiz bir halde olduğuna işarettir. Dikkat ederseniz hasta veya can sıkıntısı içinde olduğunuz, bir şeye üzüldüğünüz zaman satırlarınızın aşağıya doğru eğimlendiğini görürsünüz. Satırları daima aşağıya inen kimseler ve daima bir hastalıktan muztarip veya yaradılıştan bedbin kimselerdir. Her şeyi kara görür ve kendilerine dert ararlar. Cesaretleri de pek çabuk kırılır.
DALGALI SATIRLAR: Kağıdın üzerinde kah inen kah çıkan dalgalı satırlar yazı yazanın kararsız bir halde olduğunu gösterir. Daima böyle yazı yazanlar itimatsızdırlar. Zira bu kimseler gerçek bir ihanet yapacak kadar cesur olmasalar bile laf taşıdıkları ve dedikodu yaptıkları için zararlı kimselerdir.
ORTASI ÇUKUR SATIRLAR: Başlarken muntazam hatta aşağı doğru eğimli olup da sonradan yuarı doğru tırmanan satırlar yazı yazanın başlangıçta ihtiyatkar ve tedbirli sonradan coşkun ve atılgan olduğuna işarettir. Böyle kimseler herhangi bir işe başkalarından sonra başlasalar bile sonradan kendilerini o kadar kaptırılar ki herkesten ileri giderler.
ORTASI KAMBUR SATIR: Başlangıçta yukarı eğimli olduğu halde sonradan aşağı inen satırlar maymun iştahlılık kanıtıdır. Böyle yazı yazan kimseler bir işe hevesle sarılabilirler. Ama sonradan çabuk bıkarlar. Böyle kimselerin geçmişi başlanıp yarıda bırakılmış iş ve girişimlerle doludur.

AŞAĞIYA DOĞRU : Bazı kimselerin kelimeleri düz başlar, aşağıya doğru eğimlenir. Böylece adeta çapraz bir manzara arz eder. Bu yazı yazanın azimli olduğunu gösterir. Bu insanın etrafı besbelli güçlükler ve dertlerle doludur. Fakat o bunları yenmeye azmetmiştir. Hiçbir şey onu bu yoldan döndüremez. Daha doğrusu bu insan kara bahtını yendikçe büsbütün ilerler.
YUKARI DOĞRU: Kelimeleri yukarıya doğru yazan insan neşeli ve "fıkır fıkır" dır. Çoğu zaman çoşkunluğunu baskı attında tutmaya mecbur olur. Özellikle ciddiyet icap ettiren toplantılar böyle bir şahsın hiç işine gelmez. Aslında ciddi ve derin olsa bile kabına sığmayan yaradılışı ve şakacı tavrı etrafındakilerde, onun hafif meşrep olduğu kanatini uyandırır.
HARFLERİN EĞİMİ
SAĞA DOĞRU İYİCE YATIK: Harfleri iyice sağa doğru yatık bir yazı gördüğünüz zaman bunun son derece gergin ve heyecanlı bir insan tarafından yazıldığına emin olabilirsiniz. Bu kimse derin ve ateşli ihtiraslara sahip bir şahıstır. Ruh durumları sebepsiz yere süratle değişir. Bu şahıs hassastır. Alıngandır da! Çabuk incinir sonra kontrolünü çabuk kaybeder. 
SAĞA DOĞRU HAFİF EĞİM: Harfleri sağa doğru eğimi hafif ise yazının his bakımından dengeli ve normal olduğu anlaşılır. Bu insan daima mantığı ile hareket eder. Bu insan hislerinde samimi ve candandır.
DÜZ YAZI: Harfler hiç bir tarafa eğimlenmeden veya belli belirsiz eğimlenerek ufki birer hat teşkil ediyorsa yazanın biraz soğuk ve hissiz bir yaradılışa sahip olduğu anlaşılır. Bu çeşit insanlar yaptıkları işi bile bile yaparlar. O kadar kendilerine güvenli ve irade sahibidirler ki bunları anlamak güçtür.
SOLA EĞİM: Bazı insanların yazıları sola eğimlidir. Yani arkaya yatar. Bunlar son derece soğuk tabiatlı kimselerdir. Etrafa karşı ne bir sevgi ne bir nefret hatta ne de bir ilgi gösterirler. Kendi içlerine kapanık biraz mağrurdurlar.
KARARSIZ EĞİM: Bazı kimseler yazı yazarken yazıları kimi zaman sağa kimi zaman sola eğimlidir bazen de dümdüz uzanır. Bunlar sinemalarda gördüğümüz iki ruhlu kimselerdir. Bazen neşeli bazen küskün, bazen dost, bazen düşmandırlar. Devamlı bir asabiyet ve kararsızlık bu gibilerin ayırt edici özelliğidir. Atılgan olmak için duydukları gizli arzuya rağmen çok zaman silik ve çekingendirler.






27 Mayıs 2015 Çarşamba

MEYDAN OKUYUN

Charles Schaw’ın müdürlerinden biri emrindeki çalışanların yeterli üretim yapmalarını sağlayamıyordu.

“Nasıl oluyor da,” dedi Schaw, ” senin gibi yetenekli bir müdür üretimi artıramıyor?” “Bilmiyorum” diye cevap verdi müdür. ” “Sayısızca güzel sözler söyledim, kötü sözler söyledim, işten atmakla tehdit ettim. Ancak hiçbiri işe yaramadı. Ne yapsak çalışmıyorlar.”


Gündüz vardiyasında çalışanlardan biri “Patron bugün buradaydı” diye cevapladı. ” “Gece vardiyasında kaç parça mal ürettiğimizi sordu. Bizde 6 parça mal ürettiğimizi söyledik. O da eline tebeşiri alıp yere 6 yazısını yazdı.”
Schaw ertesi sabah fabrikaya tekrar gelmişti. çalışanlar gece vardiyası esnasında yerdeki ” 6″ yazısını dilip yerine “7” yazısını yazmışlardı. Sabah vardiyasında çalışan işçiler yerde yazılan kocaman ” 7″ yazısıyla karşılaştılar. Gece vardiyasında çalışan işçiler demek ki kendilerini onlardan daha başarılı sayıyorlardı. Sabah vardiyasında çalışan işçiler onlara iyi bir ders vermek gerektiğini düşündüler. Böylece büyük bir istekle çalışmaya başladılar ve gece eve gitmeden arkalarında kocaman bir ” 10″ rakamı bıraktılar. İşler yavaş yavaş rayına giriyordu.
Sonuç olarak, üretimde geri kalan fabrika, diğer fabrikalardan daha çok üretim yapmaya başlar.
 Kural neydi?
Üstün olma arzusu !. Rekabet duygusu !. İnsanları çalışmaya teşvik etmenin eşsiz yolu. Roosevelt, meydan okumak zorunda kalsaydı asla Birleşik Devletler başkanı olamazdı. Küba’dan döndüğünde, New York valisi seçildi. Muhalefet, onun eyaletin yasal yerlisi olmadığını keşfetti ve Roosevelt de korkup geri çekilmek istedi. Bunun üzerine New York senatörü olan Thomas Collier, Roosevelt’e dönerek çınlayan sesle: ” San Juan Hill kahramanı bir korkak mı?” diyerek ona meydan okudu. Roosevelt savaşmaya devam etti ve bundan sonrası zaten tarihte yazılı. Bu meydan okuma sadece onun hayatını değiştirmekle kalmadı, aynı zamanda ulusun geleceği üzerinde de büyük bir etki yarattı. ” Herkesin korkuları vardır, fakat cesur olanlar korkularını bastırır ve ilerler; bazen ölüme fakat her zaman zafere” Bu söz eski Yunan’da kral muhafızların sözüydü. Bu korkuları bastırma fırsatından daha büyük bir meydan okuma önerilebilir mi?” Al Smith New York valisi iken, bir sorunla karşı karşıya geldi. Şeytan Adası’nın batısında zamanın en kötü ünlü hapishane müdürü kayıptı. Hapishane duvarına Skandallar dedikoduları çıkıyordu. Sing Sing hapishanesini yönetecek güçlü bir adam aranıyordu. Fakat kim olacaktı? New Hempton’dan Lawes’u çağırttı. Lawes’e orada deneyimli bir yönetice ihtiyaç duyulduğunu ve bu işi kabul edip etmek istemediğini sordu. Lawes bu öneri karşısında donup kalmıştı zira işin tehlikelerini biliyordu. Bu atama politik skandalla neden olabilirdi. Müdürler sürekli değişiyordu. Bir tanesi ancak 3 hafta dayanabilmişti. Lawes’un düşünmesi gereken bir kariyeri vardı. Riske girmeye değer miydi? Lawes’un durakladığını gören Smith, arkasına yaslandı ve gülümsedi. ” Genç dostum” dedi, ” korktuğunun için seni suçlamıyorum. Zor bir iş. Oraya daha güçlü birini göndereceğim.”
 Böylece Smith, Lawes’a meydan okumuştu. Lawes, güçlü bir yöneticiyi gerektiren bir işe atanma fikrinden hoşlanmıştı. İşi kabul etti ve zamanının en ünlü müdürü olana kadar orada kaldı. “Sing sing’de 20.000 Yıl” isimli kitabı yüz binler sattı. Radyoda konuşmalar yaptı, hapishane hapishane yaşamıyla alakalı anlattığı öyküler filmlere konu oldu. Suçluları insanlaştırmaya çalışması, hapishane reformlarında mucizeler yarattı. Her başarılı insanın en sevdiği şey oyundur. Bu, kendini ifade etme şansıdır; değerini ispat etme, başarma, kazanma şansı. Çuval içinde koşma, domuz avlama, hızlı pasta yeme yarışmalarının yapılmasının nedeni de budur. Başarma arzusu. Önemli olduğunu hissetme arzusu.
Kaynak – Meydan Okuyun


Bu konuşma, gece vardiyasından bir süre önce gerçekleşmişti. Schaw daha sonra müdüründen bir adet tebeşir rica etti. Sonra en yakın adama dönüp “Bugün vardiyada kaç parça mal ürettiniz” diye sordu. Cevap altı’ydı. Schaw hiç bir şey söylemeden yere kocaman bir “6” çizdi. Çalışanlar gece vardiyasına geri döndükleri vakit yerdeki 6 yazısını görünce bunun ne anlama geldiğini birbirlerine soruyorlardı.
İş yaptırmanın yolu rekabeti teşvik etmekten geçer. Para kazanmak için çıkarcı bir yol izlemek değil, üstün olmak arzusunu uyandırmak.
 Kaynak: Meydan Okuyun

9 Mayıs 2015 Cumartesi

MİKRO BEDEN DİLİ

           BEDEN DİLİ- MİKRO BEDEN DİLİ

İnsanlarla kurduğumuz iletişimde söylediklerimizden daha fazlası, beden dilimiz yoluyla karşı tarafa aktarılıyor. Konuyla ilgili sosyal psikologlar tarafından yapılan çok sayıda araştırma var, ancak kapsamlı ilk çalışma, psikoloji profesörü Albert Mehrabian’ın çalışmaları olarak karşımıza çıkıyor. Mehrabian; 1970-1980 yılları arasında beden dili üzerinde yaptığı çalışmaların bulgularını 1981 yılında yayınladığı “sessiz mesajlar” adlı kitabında paylaşıyor. Mehrabian’ın çalışmaları gösteriyor ki; insanlar bizim ne söylediğimizle ilgilenmiyorlar. Onlara ne söylediğimizden çok, nasıl söylediğimiz önemli. Bu araştırmanın sonuçları, herhangi bir kişi ile kurulan iletişimde; beden dilinin % 56, ses tonunun %37 ve söylenenlerin % 7 oranında etkili olduğunu ortaya koyuyor.
Bu açıdan bakıldığında iletişimde beden dilini, diğer iletişim ögelerinden ayırmamız mümkün değildir. O halde beden dilini; yaşanan şartlar içinde birbirini izleyen hareketlerle (beden duruşu, el ve kol hareketleri, mimikler ve göz hareketleri) önem kazanan, ses tonu ile desteklenen ve kelimelerle son şeklini alan karmaşık bir süreç olarak tanımlamak doğru olacaktır.

Beden Dili ve Kültür
Beden dili kültürlere göre farklılık gösterir. Bir toplumda olumlu bir ifade olarak kabul gören bir hareket bir başka toplumda tam tersi karşılık bulabilir. Mesela; el sallamak dünyanın bir çok yerinde, selamlaşma ya da veda anlamı taşırken Yunanistan’da “cehennem ol” anlamı taşımaktadır. Bu nedenle kullanılan beden dili; içinde bulunulan kültürün özelliklerine göre şekillenir.
Beden Dili ve İletişim
Peki bu kadar önemli olan ve çoğu zaman kontrolümüz dışında kendini ortaya koyan bedenimiz üzerinde nasıl kontrol sağlayabilir ve iletişimde bedenimizi daha işlevsel bir hale nasıl getirebiliriz?
Konuyla ilgili piyasada görsel malzeme taşıyan ayrıntılı birkaç kitap bulunuyor. Ben ise burada, günlük yaşamımızda defalarca karşılaştığımız beden dili örneklerinin işimize yarayabilecek sadece birkaç örneğini paylaşmaya çalışacağım.
İnsanlarla karşılaşmada ilk 30 saniyede oluşan izlenim çok önemlidir ve sonrasında yakın ilişkiler kurulmadığında bu izlenimin değiştirilmesi oldukça zordur. Özellikle iş görüşmelerinde önemli olan ilk izlenim; kişinin giyim tarzı, beden duruşu, el-kol hareketleri ve yüz ifadeleri ile oluşur. Karşıdaki kişiyi rahatsız etmeyecek şekilde kendinden emin ve içten bir duruş karşınızdaki kişinin sizin hakkınızda oluşacak izlenimlerini önemli ölçüde olumlu etkiler.
Ayrıca sizin de tanımadığınız ve ilk defa karşılaştığınız bir kişi hakkında bilgi sahibi olmanız beden dilini iyi okuyabilmeniz yoluyla gerçekleşir. Özellikle tokalaşma şekli, kişinin kendiyle ilgili algısı ve sizinle ilgili görüşlerini ortaya koyması açısından önemli ipuçları sağlar. Tokalaştığınız kişi elinizi sıkıca kavrıyor, kendi elini yukarı doğru bakacak şekilde elinizi sıkıyor, hatta sizi kendine doğru hafifçe çekiyorsa bu durum; kişinin baskın bir tip olduğunu ve sizin üzerinizde otorite kurmak isteğinde olduğunu gösterir. Aksi bir tokalaşma şekli; boyun eğen ve karşıdaki kişinin üstünlüğünü kabul eden bir yapıyı ortaya koyar.
İnsan Davranışlarını Okumak
Beden dilinde en doğru sinyalleri gönderen organlar; bacak ve ayaklardır. Bunun sebebi; bu organların beynimize en uzak organlar olmasıdır. Bir organ, beynimize ne kadar uzaksa, ona egemen olmak ve üzerinde kontrol sağlamak o derece zordur. Bu durumun tek istisnası gözlerdir.
Kişinin bedeniyle ne kadar yer kapladığı önemlidir, çünkü kişi bedeniyle ne kadar yer kaplıyorsa o kadar baskın bir kişilik yapısındadır. Yakın çevrenizdeki insanları gözünüzün önüne getirdiğinizde; kendi halinde ve çekingen yapıda olan kişilerin; bulundukları ortamda kolları ve bacaklarının daha kapalı halde olduğunu, aksine baskın ve otoriter yapıda olan insanların; kollarıyla ve bacaklarıyla daha fazla yer kapladıklarını görürsünüz.
Kalabalık ve insanların birbirine yakın olduğu bir ortamda; herhangi bir kişinin sizi dikkate alıp almadığını ya da sizinle ilgilenip ilgilenmediğini öğrenmek istiyorsanız o kişinin beden duruşuna bakmanız yeterli olacaktır. Eğer vücudu size doğru dönükse ve bakışları sizin bulunduğunuz yöne doğruysa, o kişi sizi dikkate alıyor ve varlığınızı fark ediyor demektir. Hatta bacak bacak üstüne atmalarda, üste atılan bacağın yönü bile o kişinin ortamda bulunan kişilere karşı ilgi odağını ortaya koyan bir beden dili işaretidir.
Karşınızdaki kişinin gerçekten sinirlenip sinirlenmediğini anlayabilmek için tüm beden hareketleri ve ses tonu arasındaki senkronizasyona (eş zamanlılık) bakmanız yeterli olacaktır. Eğer kişinin ses tonu yükseliyor ve beden dili arkadan takip ediyorsa (ses tonu yükselip birkaç saniye sonra masaya vurmak gibi) o kişi gerçekten sinirlenmeyip size sinirli olduğunu göstermek istiyordur. Geçekten sinirli bir tavır; tüm bunların aynı anda ortaya konduğu bir davranış biçimidir. Bunun yanında gerçek bir öfke; yavaş bir şekilde başlar ve şiddetlenerek devam eder, ancak sahte bir öfke daha dişli bir başlangıca sahiptir.
Karşınızdaki insan sizin görüşlerinize katılmayıp kendi görüşlerini de söylemekten çekindiğinde ortaya koyduğu hareketler, açığa vurulmayan bir görüşten kaynaklanan hareketlerdir. Yerine koyma hareketleri denen bu hareketler, genelde kendi üzerinden hayali pamukçuklar toplama şeklinde kendini gösterir. Bu hayali pamukçuklar; sizin söylediklerinize katılmadığının göstergesi ve aslında kendine sakladığı karşıt görüşleridir.
Kişinin bir şekilde bedenine dokunması, stres altında olduğunu ve kendini sakinleştirme çabası içerisinde olduğunu gösterir. Bu davranış; bebeklikteki anne dokunuşunu simgelediğinden stres durumlarında farkında olmadığımız bir şekilde bir elimizle diğer elimize ya da bedenimizin başka bir bölgesine dokunuruz.
Beden Dili ve Yalan
Bir çoğumuzun en çok merak ettiği şey; karşımızdaki insanların söylediklerinin hangilerinin gerçek, hangilerinin yalan olduğudur. Yalan konusunda oldukça fazla beden hareketi karşımıza çıkıyor.
Kişilerle iletişim genelde yüz yüze olduğundan, en dikkat çekici ve kolay gözlemlenebilir yer yüz çevresi ve gözlerdir. İnsanlar yalan söylerken genellikle gözlerini karşılarındaki kişiden kaçırarak yalanlarının fark edilmemesini sağlamaya çalışırlar. Ya da karşılarındaki insanın yüzüne ısrarlı bir biçimde, gözlerini bile kırpmadan bakarlar, çünkü yalan söyledikleri kişinin o yalanı anlayıp anlamadıklarını kontrol etmek isterler.
İnsanlar yalan söylediklerinde, bilinçdışı süreçler yalanı bastırma eğiliminde olduğundan kişiler istem dışı olarak elleriyle ağızlarını kapatma davranışı gösterirler. Ancak bu hareket çok kontrolsüz ve açık bir hareket olacağından daha olgun bir görünümde dudaklar ya da ağız çevresine dokunma olarak ortaya çıkar. Bunun yanında göz ve çevresine ve de enseye dokunma hareketleri de hep yalan işaretleridir.
Yalan söylendiğinde beyinde gerçekleşen nöro-kimyasal değişimler burun ucu sinirlerini etkileyerek kaşınma hissi uyandırırlar. Ancak bu çok düşük düzeyde bir kaşınma hissi olduğundan yalan söylendiğinde, burun ucunu sahte bir biçimde kaşıma davranışı gözlenir. Ayrıca klasik çene silkme ya da tek taraflı omuz silkme hareketleri de bedensel uyumsuzluğa işaret ettiğinden yalanı ortaya koyan beden dili işaretleridir.
Jestsel geri çekilme dediğimiz; kişinin söylediği şeyin ardından bir adım geri gitmesi ya da bedenini geri çekmesi ve konuşma sırasında sesin tonunda düşüş olması; o kişinin söylediği şeye inanmadığının göstergelerindendir.
Kişinin, sorduğunuz bir soruya “evet” derken başını sağa sola salması ya da “hayır” derken aşağı yukarı sallaması o kişinin yalan söylediğinin göstergesidir. Burada, dil yalan söylerken beden doğruyu gizleyememektedir.
Eğer bir kişi konuşurken gözleri bir yönü işaret ederken parmakları başka bir yönü işaret ediyorsa; zihin yalan söylemekle meşgul olduğundan beden buna uyum sağlayamıyor ve farklılık gösteriyor demektir.
Sorulan sorulara vakit kazanmak için gereksiz cevaplarla karşılık vermek ve net bir soru sorulduğunda bile anlamamış gibi davranarak onay isteyen sorular sormak (ben mi, kim vb.) kişinin zaman kazanma çabasından kaynaklanır ve yalan söylenen durumlarda sık kullanılır.
Beden dili işaretleri, her ne kadar genellenebilir görünse de kişiye özeldir ve süreç içerisinde duruma göre anlamlandırılması gerekir. Aksi bir durum çok teknik olacağından insanlar hakkında yanlış değerlendirmelere neden olabilir. Bu durumun istisnası mikro ifadeler olarak ele alınabilir.
Mikro İfadeler
Tüm bu beden dili çalışmalarının yanında bir de “mikro ifade” olarak tanımlanan yüz çevresi kas hareketlerinde gizlenemeyen ve çok ani bir şekilde görülüp kaybolan ifadeler vardır. Mikro ifadeler ya da mikro mimikler; insanların yaşadıkları bir hissi ya da düşünceyi bastırmak ya da gizlemek isterken yaptıkları ani ve istem dışı yüz hareketleridir. Özelliği; çok ani ve çok kısa sürede gerçekleşmeleridir. Genellikle bir kazanım ya da yitimin söz konusu olduğu durumlarda ortaya çıkan mikro ifadelerin; normal yüz ifadeleri gibi taklit edilmeleri ya da gizlenmeleri imkansızdır. Mikro ifadeler hakkında ilk ve en kapsamlı çalışmayı davranış bilimleri uzmanı Amerikalı Dr. Paul Ekman yapmıştır. Dr. Ekman bir klinikte çalıştığı sırada burada 1 ay yatarak tedavi gören ve artık iyi olduğu düşünülen bir kadının evine gönderildikten sonra intihar etmesi sonucu kadının video görüntülerini yavaş çekimde tekrar tekrar izlemiş ve intihar eden kişinin yüzündeki acıyı izlediği video kayıtlarında yakalamıştır. Böylece mikro ifadeler üzerine çalışmalara başlayan Paul Ekman; içinde ilkel kabilelerin de bulunduğu 15.000'den fazla insan üzerinde yaptığı çalışmalar sonucunda 3.000'in üzerinde yüz ifadesinin bulunduğunu, ancak antropologların kabul ettiklerinin aksine yedi tane yüz ifadesinin tüm toplumlarda aynı olduğunu gözlemlemiştir. Tüm toplumlarda görülen ve gizlenmesi mümkün olmayan bu evrensel mikro ifadeler şunlardır.
Kızgınlık
Aşağılama
Zevk
Korku
Üzüntü
Şaşkınlık
İğrenme
Ancak yukarıda da bahsedildiği gibi bu ifadeler saniyenin 1/5’i kadar kısa bir sürede ortaya çıkıp kaybolduğundan bu ifadeleri yakalamak neredeyse mümkün değildir. Sadece doğuştan bu yönde yeteneği olan ve çok ciddi eğitimler alarak bu alanda kendini geliştirmiş kişilerin bu ifadeleri yakaladığı biliniyor.
İnsanlar ne kadar kadar dikkatli olurlarsa olsunlar, bedenleri üzerinde mutlak bir kontrol sağlamaları imkansızdır. Ancak beden dili konusunda bilgi sahibi olmak; kişinin, kendini ve diğer insanları daha yakından tanımasını sağlayacak, onları anlayarak etkili bir iletişim modeli geliştirmesini ve hoşgörülü davranabilmesini kolaylaştıracaktır.

Kaynak:http://www.doktorsitesi.com/makale/vucudunuz-size-ne-soyluyor-beden-dili-ve-mikro-ifadeler-

8 Mayıs 2015 Cuma

HANGİ "TİP"SİN? (2)





            TİP 6: SORGULAYICI


Altılar, tehlikeleri ortaya çıkarmak, kendilerinin ve çevresindeki insanların güvenliğini sağlamak için, herşeye önce şüpheyle yaklaşırlar. Problemleri önceden görüp, önlem almaya çalışırlar. Sürekli tetiktedirler. Altıların güvenlerini kazanmak çok zordur, ama güvendikten sonra o kişiye kendilerini adarlar. Altılar, güvende olmak için bir gruba ait olmak isterler. Grubun refahı ve güvenliği için çok çalışırlar. Sorumluluk sahibi, sadık ve işbirliğine açıktırlar. Şüpheci yanları kötümserlik olarak algılanabilir.

Güçlü Yönleri:Sorumluluk sahibi, problemleri öğrenebilen, tedbirli, güvenilir

Geliştirmesi Gereken Yönler
i:Şüpheli, endişeli, kötümser, kuralcı





TİP 7: MACERACI


Yediler, bardağın hep dolu tarafını görür, çevrelerine enerji saçar ve hayattan zevk almaya çalışırlar. Zihinleri sürekli yeni ve yaratıcı fikilerlerle doludur. Her zaman birden çok seçenekleri olsun isterler. Bir işi bitirmeden diğerine başlayabilirler. Yaşam enerjileri ile insanlara ilham verir ve onları harekete geçirirler. Yerlerinde duramaz, hızlı hareket eder ve hızlı düşünürler. Kendi hızlarına uyum sağlayamayan insanlara karşı sabırsızdırlar.  Eğlenceye odaklı olduklarından, olumsuz duygulardan ve  düşüncelerden hoşlanmazlar.
Güçlü Yönleri:Hareketli,iyimser,yaratıcı, enerjik



Geliştirmesi Gereken Yönleri
:Maymun iştahlı,,hiperaktif,patavatsız













TİP 8: MEYDAN OKUYAN

Sekizler, güçlü olmaktan, kontrolü ellerinde bulundurmaktan ve etki bırakmaktan hoşlanırlar. Adaleti sağlamak için mücadele ederler. Kararlıdırlar, inisiyatif alırlar ve engellerin üstesinden gelerek işi sonuçlandırırlar. İnsanların ne düşüneceğine aldırmadan, akıllarından geçeni söylerler ve öfkelerini dışa yansıtırlar. Kendileri gibi açık sözlü ve ne istediğini bilen insanlardan hoşlanırlar. Böylelikle, gerçeklerin konuşulacağını ve kimsenin art niyetli hareket etmeyeceğini düşünürler. Bu iddialı tavırları diğer insanları ürkütebilir.


Güçlü Yönleri: Hareketli, iş bitiren, koruyucu, kendinden emin

Geliştirmesi Gereken Yönleri:Baskın, aşırı saldırgan, bildiğini okuyan, uzlaşmaz














TİP 9:BARIŞCI



Dokuzlar için uyum içinde yaşamak ve huzurlu olmak herşeyden önemlidir. Farklılıklara hoşgörü ile yaklaşırlar. İnsanları, olayları, fikirleri yargılamadan, olduğu gibi kabul ederler. Her durumda, olumlu ve olumsuz yönlerin tümünü görüp değerlendirmeden bir karara varmak istemezler. Bu yüzden kararsız olarak algılanabilirler. Karar verdikten sonra ise değiştirmemekte inat ederler.
  Huzuru bozduğunu düşündükleri için çatışmadan kaçınırlar, problemleri görmezden gelirler ya da önemsiz olduğunu düşünürler. Akışına bırakıldığı takdirde, herşeyin sonunda bir çözüme ulaşacağına inanırlaR

Güçlü Yönleri:Uyumlu,uzlaşıcı,dengeleyici, hoşgörülü


Geliştirmesi Gereken Yönleri:Üşen
geç, çatışmadan kaçınan,kararsız, inatçı



HANGİ "TİP" SİN?


      TİP 1: MükemmeliyetçiBirler, doğru olanı yapmak, kendilerini ve çevrelerindeki kişileri geliştirerek, dünyayı mükemmel bir yer haline getirmek için çok çalışırlar. Yüksek iç standartlara sahiptirler. Yaptıkları iş ne olursa olsun, iç sesleri onlara "mükemmel" olduğunu söyleyene kadar, o iş üzerinde sabırla çalışırlar. Başkalarının da bu şekilde çalışmasını beklerler ama bu beklentileri karşılanmayınca büyük bir hayal kırıklığı yaşarlar. Mükemmele ulaşma çabaları yüzünden, eleştirel ve yargılayıcı olarak algılanabilirler.


Güçlü Yönleri:Kalite odaklı, disiplinli, geliştirici, detaycıGeliştirilmesi Gereken Yönleri: Eleştirel, savunmacı, esnek olmayan, yargılayıcı




İkiler, ihtiyaç duyulan kişi olmaktan, insanlarla ilgilenmekten ve onlara yardım etmekten hoşlanırlar. İlişkilere çok önem verirler. Yakın ve sıcak ilişkiler kurma konusunda başarılıdırlar.  İlgileri, başkalarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olduğundan, kendi ihtiyaçlarının farkında olmazlar ve bunları dile getirmezler. Aşırı fedakardırlar. Yaptıklarının doğal karşılanması ya da onların ihtiyaçlarının sorulmaması hayal kırıklığı yaratır. Hayal kırıklığının dışa yansıması sonucu, sitemkar ve aşırı duygusal  olarak algılanabilirler.



Güçlü Yönleri
:Empatik,iyi dinleyici, arkadaş canlısı, teşvik edici
Geliştirilmesi Gereken Yönleri: Alıngan, aşırı sahiplenici, duygusal,sitemkar



TİP 3: BAŞARI ODAKLI



Güçlü Yönleri:Empatik,iyi dinleyici, arkadaş canlısı, teşvik ediciGeliştirilmesi Gereken Yönleri: Alıngan, aşırı sahiplenici, duygusal,sitemkar


TİP 3: BAŞARI ODAKLI

Güçlü Yönleri:Empatik,iyi dinleyici, arkadaş canlısı, teşvik ediciGeliştirilmesi Gereken Yönleri: Alıngan, aşırı sahiplenici, duygusal,sitemkar

TİP 3: BAŞARI ODAKLI


Güçlü Yönleri:Empatik,iyi dinleyici, arkadaş canlısı, teşvik ediciGeliştirilmesi Gereken Yönleri: Alıngan, aşırı sahiplenici, duygusal,sitemkar
TİP 3: Başarı odaklı Üçler, hedeflerine ulaşmak ve başarmak için çok çalışırlar. Kaynakları verimli bir şekilde organize edip, düşünceleri uygulamaya geçirmekte ve sonuç elde etmekte çok başarılıdırlar.  Başkalarının saygı ve takdirini kazanmak için, yaptıkları her işte, en iyi olarak görülmek isterler. Statüye ve imaja çok önem verirler. İşlerinde sorunsuz bir şekilde ilerleyebilmek için, duygularını bir kenara bırakırlar. Kariyerleri, ailelerinin ve ilişkilerinin önünde gelir.
Güçlü Yönleri: İçten motivasyonlu, üretken, sonuç odaklı, çalışkanGeliştirilmesi Gereken Yönleri: Aşırı rekabetçi, iş kolik, imaj düşkünü, kendi görüşlerine çok  önem veren



Dörtler, farklı ve özel olmaktan hoşlanırlar. Bazen kendilerini, bu dünyanın dışındanmış gibi hissederler. Olaylara alışılmadık ve yaratıcı bir bakış açısıyla yaklaşırlar. Kendilerine özgü bir estetik ve güzellik anlayışları vardır. Yaptıkları işlerde, anlam ve derinlik ararlar. Duygularının son derece farkındadırlar ve duygularını ifade etmeyi isterler. Ruh durumları, ani değişiklikler gösterebilir: mutlu ve neşeli iken, bir an sonra depresyondaymış gibi görünebilirler

Güçlü Yönleri: Özgün, yaratıcı, estetik düşkünü, sanatçı ruhluGeliştirilmesi Gereken Yönleri:Aşırı hassas,melankolik, karamsar, kıskanç




Beşler, bilgi toplamaya, öğrenmeye ve çevrelerinde olup biteni gözlemlemeye odaklanmışlardır.  Son derece mantıklı, düşüncelere önem veren, sebep-sonuç ilişkileri kurmada ve problem çözmede başarılı kişilerdir. Kitap okumaktan ve araştırma yapmaktan büyük keyif alırlar. Bu yüzden yalnız kalmaktan daha çok hoşlanırlar. İnsanlarla aralarında belirli bir duygusal mesafe olsun isterler.  Aşırı talepkar ve duygusal insanlar Beşleri rahatsız eder çünkü Beşler, kendi kendilerine yeterli ve bağımsız olmak isterler.

Güçlü Yönleri: Analitik, öğrenmeye istekli, serin kanlı objektifGeliştirilmesi Gereken Yönleri:Ketum, içe kapanık, paylaşmayı sevmeyen, soğuk


TİP 2 : YARDIMSEVERTİP 4: ÖZGÜNTİP 5: ARAŞTIRMACI

İNSAN TANIMA SANATI "ENNEGRAM"

Yüzlerce yıl önce, sufi bilgeliğinin bir parçası olarak ortaya çıkan enneagramı; kısaca insanın kendini tanıma sanatı olarak tanımlayabiliriz.

Enneagramı uzunca tanımlamaya kalktığımızda ise kendimizi uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasında buluveririz. Son dönemde adı sıkça telaffuz edilen enneagram aslında sanıldığı kadar yeni bir uygulama değil. Enneagram latincede ennea=dokuz ve gram =çizgi-çizim kelimelerinden türemiştir. Bu sistem dokuz ana kişilik tipini ifade eder. Kişinin kendisini tanıması bu dokuz ana kişilik tipinden hangisine ait olduğunu anlayarak, zaaflarını, tutkularını bilmesinden geçer. Burada amaç kişilik tiplerini öğrenmekten ziyade kişinin kendi kişiliğini tanıyarak gerçek Öz’e ulaşmasıdır. Her insanın kendisine ait bir Öz’ü vardır. Doğumdan sonra kişiliğin oluşmasıyla birlikte özün üstü yavaş yavaş örtülür ve zamanla görünmez hale gelir. Derviş dünya hayatında Öz’ünü bulmaya çalışan kişidir. İnsanların kendilerini bulmalarını vaad eden bütün düşünce sistemleri esasen özümüzü bulmamızı sağlamaya çalışır. Egodan ve egonun getirdiği her türlü düşünceden arındırılmış özümüzü… Enneagram bu noktada devreye girer ve “Öz’ü bulmak istiyorsak öncelikle kendimizi bulmak, anlamak zorundayız” der. Kendimizi anladıkça Öz’ü örten perdenin mahiyetini de anlarız. Böylece o perdeyi  aralayabiliriz ve öz ancak o zaman açığa çıkar.
Dünya hayatında yaşarken zaman içinde hırslarımız, zaaflarımız eksikliklerimizle birlikte “ben”  dediğimiz bir kendilik oluştururuz. Bu kendiliği “ben” olarak kabul ederiz ama benin içinde sıkışıp kaldığımız için onun doğasını bir türlü çözüp arka plandaki özümüze ulaşamayız. Enneagram, ben diye adlandırdığımız ama aslında “çoğul” olan pek çok kişilik özelliğinin bünyemizde bir araya geldiği  organizasyonun yapısını tanımamızı sağlayan bir metodolojidir. Enneagram sonu olmayan bir sanattır da aynı zamanda. İnsanın derinliklerinin nasıl ki sonu yoksa enneagramın da sonu yoktur. Çünkü enneagram insanın o sonsuz derinliklerini inceler. Bu yüzden enneagram felsefesi aynı zamanda kendini tanıma, bilme felsefesi olarak da değerlendirilmelidir.
Enneagram Nasıl Oluştu?
Enneagram ilk bakışta sufilikle bağdaştırılamayacak bir isim gibi gözüküyor olabilir. Zaten Sufiler de bu insan tanıma sanatının temellerini oluştururken bunun adı enneagram olsun dememişlerdir. Enneagram gelenek olarak sufilerin ve eski bilgeliklerin temelini attığı ama bu hale gelmesinde, öncelikle George Gurdjieff’in ardından da Güney amerikalı Oscar Ichazo’nun önemli payının bulunduğu uzun süreli bir deneme-yanılma ve çalışmalar bütünüdür. Enneagram sembolünün kökeni ilk çağlara kadar gitmektedir. Ichazo enneagramı Pisagor’un dokuzuncu damgası olarak adlandırmıştır. Bu sembol günümüze Gurdjieff tarafından taşınmıştır. Fakat semboldeki noktaları Gurdjief kişilik tiplemelerinde kullanmamıştır. Dokuz noktayı kişilik tiplerine uyarlayan ve enneagramı bugünkü haline getiren kişi ise Oscar Ichazo’dur.

Dokuz Kişilik Tipi

Tip 1: Mükemmeliyetçi
Birler sabırlı ve mükemmeliyetçidirler. Dünyanın mükemmel bir yer haline gelmesi için çok çalışırlar. Yaptıkları her işin kusursuz olması için gayret gösterirler. Bir işe girdiklerinde herhangi bir eksiklik oluşması durumunda kendilerini suçlu hissederler. Çevrelerindeki herşeyi mükemmel hale getirmeye çalışırlar. Bu, iş, arkadaş, eş ya da çocukları da olabilir.
Tip 2: Yardımsever
İkiler insanlara yardım etmekten çok hoşlanırlar. Hayat düsturları yardım etmek üzerine kuruludur. İkili ilişkilere çok önem verirler. Sıcak ilişkiler kurma konusunda oldukça başarılıdırlar. Başkalarına yardım etmeye çalışırken bazen kendilerini unuturlar. Kendilerinin yardıma ihtiyacı olduğunda da aynı yardımseverliği etraflarından beklerler. Eğer aynı yardımı göremezlerse etraflarına küsebilirler.
Tip 3: Başarı Odaklı
Üçler için hayatta en önemli şey başarıdır. Başarı odaklıdırlar ve çok çalışırlar. Başarıya ulaşmak için her yolun mübah olduğunu düşünürler. Organizasyon kurup yönetmekte ve iyi sonuçlar elde etmekte oldukça başarılıdırlar. Giriştikleri her konuda en iyisi olmak isterler.
Tip 4: Özgün
Dörtler özgün ve yaratıcıdır. Farklı olmak onlar için nefes almak kadar kolaydır ve bu hoşlarına gider. Estetik ve güzellik anlayışları sıradışıdır. Onlar için yaptıkları işlerde anlam ve derinlik herşeyden önce gelir. Duygularının farkındadırlar ve duygularını ifade etmeyi severler.
Tip 5: Araştırmacı
Beşler, bilgi toplamaya, öğrenmeye ve çevrelerinde olup biteni gözlemlemeye odaklanmışlardır. Son derece mantıklı, düşüncelere önem veren, sebep-sonuç ilişkileri kurmada ve problem çözmede başarılı kişilerdir. Kitap okumaktan ve araştırma yapmaktan büyük keyif alırlar.
Tip 6: Sorgulayıcı
Altılar karşılaştıkları herşeye şüpheyle yaklaşırlar. Bunu yapmaktaki amaçları kendilerini ve sevdiklerini tehlikelerden korumaktır. Sürekli tetiktedirler. Altıları kandırmak da güvenlerini kazanmak da çok zordur, ama bir kere güvenirlerse o kişiye kendilerini adarlar.
Tip 7: Maceracı
Yediler içlerinde bulunan yaşam enerjisini dışarıya yansıtmayı çok severler. Zihinsel aktiviteleri çok yoğundur ve sürekli yaratıcı fikirler üretirler. Bir işi bitirmeden diğerine başlayabilme özellikleri yedilerin zaman zaman maymun iştahlı bir görünüm sergilemelerine neden olurlar. Yediler çok kuvvetli motivatörlerdir. Karşılarındaki kişiyi enerjileriyle motive edebilirler.
Tip 8: Meydan Okuyan
Sekizler kendilerini adeta gücün timsali olarak görürler. Kendilerini adalet sağlayıcı olarak hissederler. Çabucak öfkelenir ve bunu dışa yansıtmaktan çekinmezler. Dosta güven düşmana korku verir sözü sekizler için söylenmiştir. Bir işe başladıkları zaman bitirmeden bırakmazlar.
Tip 9: Barışçı
Dokuzlar adı üzerinde barışçı bir doğaya sahiptirler. Olaylara objektif bir bakış açısıyla, yargılamadan bakabilirler. Çatışmaktan ziyade uzlaşmayı seçerler. Farklı kültürlere ve görüşlere hoşgörüyle yaklaşırlar.
Bu dokuz tipin de ayrıca stresli ve huzurlu oldukları zamanlarda gittikleri numaraları vardır. Örneğin tip dokuz sağlıksız olduğu durumlarda tip 6 nın olumsuz durumuna kayarken sağlıklı durumda tip 3 e kayabilir. Ayrıca her tip sağındaki ve solundaki kanatlardan etkilenebilir. Örneğin tip 9 un solunda 8 ve sağında 1 vardır. Bu demektir ki tip 9 aynı zamanda tip 8 ve/veya tip 1‘den etkilenebilir.

Enneagram nerelerde kullanılır?

Enneagram gelişmiş ülkelerde hem sosyal hayatta, hem iş hayatında, hem de akademik çevrelerde oldukça etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Enneagram bugün dünyanın en seçkin üniversitelerinde ders olarak okutulmaktadır. Enneagram Stanford Üniversitesi M.B.A. programında ders olarak yer alıyor. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kişilik analizi olarak uygulamalı ders şeklinde işlenmektedir. Amerikan ağırlıklı olmak üzere pek çok üniversitenin işletme, psikoloji, tıp, eğitim bölümlerinde ders olarak okutulmaktadır.
Enneagram orduların ve gizli servislerin de eğitimlerinin bir parçasıdır. CIA,  FBI ve Alman ordusunun özel görevli personellerinin yetiştirilmesinde  enneagram eğitimi yer almaktadır.
Aralarında Apple, Motorola, Google gibi pek çok Amerikan şirketinin de bulunduğu dünyanın en gelişmiş şirketleri personel seçiminde ve satış-pazarlama çalışmalarında enneagram metodunu kullanmaktadır. Çatışma yönetimi konularında da enneagram oldukça başarılı bir metod olarak şirketlerin her geçen gün daha çok başvurdukları bir kaynak haline gelmiştir.
Kişilik tipleri ve sağlık ilişkisi:
Yapmış olduğum enneagram araştırmaları sırasında kişilik modelleriyle karşılaşılan hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu farkettim. Enneagrama göre ikiler, üçler ve dörtler duygu merkezini yönetirken, beşler, altılar ve yediler düşünme merkezlidir. Sekizler, dokuzlar ve birler ise içgüdüsel merkezlidir. Bedenimizdeki duygusal merkezimiz kalp, düşünsel merkezimiz baş ve içgüdüsel merkezimiz midedir. Buna göre duygusal gruba giren bir “üç”ün geçirmesi muhtemel hastalıklar kalp hastalıklarıyken, içgüdüsel gruptan bir “dokuz”un midesinden şikayetçi olması çok olasıdır. Bu konuyla ilgili olarak çevremde bulunan tanıdıklarımın dışında geniş bir araştırma yapmadım ancak çevremdeki kişilik tiplerini incelediğimde karşılaştıkları rahatsızlıkların bire bir bu durumla uyum gösterdiğini gördüm. Böylece enneagram kişilik tipimizi öğrendiğimiz takdirde o tipin sağlıksız alanına kaydığımızda ne tür fiziksel hastalıklarla da karşılaşacağımızı bilir ve ona göre önlem alabiliriz.
Kaynak: http://indigodergisi.com/2013/10/insan-tanima-sanati-enneagram-nedir/